GÜNDEM

...

TÜM YAZARLAR

Burak Örkün > Orta Asya'dan Doğan Güneşin Peşinde Koşanlar

Tweetle

Orta Asya'dan Doğan Güneşin Peşinde Koşanlar

Yüreği kanayan annelerin çağında yaşıyoruz. Gözlerinden vatan uğruna şehit düşen evlatların acıları akıyor.
Okul isteyip öğretmen öldürenler… Aybüke öğretmen, Necmettin öğretmen.
Yol isteyip şantiye yakanlar. Doktor isteyip hastane bombalayanlar…
Siyasetin dilinde kardeşlik türküleri filan. İlk sağdan dön, geç bunları. Yalan!
Bazen en güzel kelime intikamdır. İnşirahın kelime manası, yeri geldiğinde ancak ve ancak intikamdır.
Dengelere küfür eden şairler vardı bir ara; tarafsız kalınca kararlı bir şekilde göç ettiler uzaklara.
Dünya beşten, hakikat itina ile büyüttüğümüz benliğimizden ve Türkiye tüm dengelerden büyüktür.
Küresel vizyon denilen safsata, bakkaldan aldığı ekmeği eve götüren çocuğun hayallerinden büyük mü sanıyorsunuz?
Stratejinin derinliği değil kısa ya da uzun vade… İşlevi önemlidir.
Suriye’den tüten duman bizimdir. Ağlayan, üç beş Avrupa beslemesi Mezopotamyalı eşkıyaya ezdirilen Türkmen bizimdir.
Irak’ta dönülen devran bizimdir, tekke duvarları, Abdulkadir Geylani’nin emaneti bizimdir.
Urumçi’de kan kusan Türk bizimdir.
Kana kızılcık şerbeti diyen dirayet biziz! Asalet biziz. Feraset biziz.
Şehitler ölmez amenna; ama hayalleri vurulan, acı çeke çeke ölen biz değil miyiz?
Vatanı sevmenin 21 günde ödenen bedeliyle nefes alıyor vicdanlarımız.
Banka önlerinde kurduğumuz cephelerle Evlad-ı Osmanlıyız. İsrail’i tükürümüzle boğarız.
Aforizmalarla Roma’yı filan alır sonra ver elini Ramallah filan uçarız.
Oysa bir görsek bizdeki bizi; Yunus misali bizden içerüye başlatsak yolculuğumuzu göreceğiz.
Bizim en büyük hazinemiz yani beyaz yaka tabiriyle insan kaynağımız; gariplerimiz.
Elektriğe gelen zamma daha az tüketerek karşılık verenlerimiz.
Doğal gaz zamlandı mı çift battaniye edinenlerimiz.
Gıda enflasyonuna karşı aza kanaat edip tüketim düşürenlerimiz…
Bizim en kıymetli hazinemiz yarine yazdığı mektubu koynunda ölen anadolulu yiğitlerimiz.
Köy görmüş, hayvan, toprak, dağ, ova, ırmak görmüş Mehmetlerimiz.
Doğa için çalanların sahte solculukları…
Soros’u Rab edinenlerin çevre duyarlılığı.
Üretmeyen kafalar, üretmeyen aydınlar, üretmeyen nesil, üretmeyen dimağlar.
Ama durmadan konuşan, konuşan, konuşan, konuşanlar…
Fabrikalar kapalı, ovalar kirli, dağlar leş kalıntıları, ırmaklar sahipsiz…
Anadolu’yu yurt edindiğimizden bu yana en kimsesiz dönemimizdeyiz.
En tek başımıza halimizleyiz.
Şimdi bir atın terkisine atlama ve aydınlığa doğru dört nala gitme vakti.
Zira biz bekleneniz. Sadece üç ideologun dayattığı kısır bir coğrafya ve inanç grubunun değil, bicümle beşeriyetin beklediğiz.
Ne olmuş Türkistan dağlarında şehit Düştüyse Enver?
Viyana kapılarında kırıldıysak ne çıkar?
Türk’ün bedenine Edirneden Kars’a dikilen gömlek dar gelir.
Şimdi o atın sırtında dört nala ilerleme vakti.
Evvela intikam, ardından intizam vakti. Yeni bir dünya intizamı; Orta Asya steplerinden doğan güneşle ilhamını alan…
Evvela intikam. Anasının kokusuna doyamadığı evlatlar için, evladına doyamayan yiğitler için, iffetiyle çağın başını öne eğen şehit eşleri için.
Evvela intikam; şehit kanıyla sulanmış bu vatana göz dikenlerin başını ezmek için.
Evvela intikam; yıkılan bizansın mirasını kıble yaparak ihaneti kalbinde büyütenleri tarihten silmek için.
Evvela intikam; asgari ücretle okutamadığı oğlunun şehadetine “Vatan sağ olsun” diyen o yürekli babalar için!
Bu toprağın ucuz solculuklarına, çürüyen sağcılıklarına, kısır kavgalarına sırt çevireceğiz.
Bu toprağın bereketine iman edeceğiz, üreteceğiz, büyüteceğiz, bölüşeceğiz.
Zekatını kurumlar vergisi gibi kaçıran zenginin yüzüne tüküreceğiz.
Soros’u Rab edinen orta yolcu haysiyetsizin Allahsızlığını ifşa edeceğiz.
Atatürk diyerek; bardak, çanak, kitap üzerinden pazarlamacılık yapanlar… Allah, peygamber diyerek; uzuv duaları, yakmayan kefen, sevap zıplatıcı seccade satan şarlatanları ortalığa dökeceğiz.
Tarihle birlikte ortaya çıkışımızdan beri biz üreteniz, büyüteniz, geliştiren, bölüşen, yardım eden, ilerleyeniz…
Bizden içerü bize bir kez daha dönmekten başka reçetemiz yok.
Aforizmayla değil Roma’yı hergele meydanındaki bir dövüşü bile alamayız.
Kudüs kapılarına gitmekten vazgeçeli İsrail takımlarıyla oynadığımız futbol maçlarında aldığımız galibiyetlere sevinir olduk.
Orta Asya’da Sovyet sonrası dönemde bir başına kalan devletlerden haberdar mıyız?
Atımızı o yöne sürmeyi ne ara ve neden unuttuk?
Siyasi ideolojilerimize, kısır kavgalarımıza dava dediğimizden beri zehirlenen bünyemizi kurtarmaktan başka çaremiz yok!
Dava bir milletin tarihte tecessüm eden iddiasıdır.
Dava, “Değil mi cephemizin sinesinde iman bir / Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir /  Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz / Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz! Dedirten o kutlu duygunun adıdır.
Tarihin damarlarımızdaki kana, adını vatan koyduğumuz bu aziz topraklara verdiği bereketi biliyoruz.
Dört nala giden atların yeleleri nasıl da ihtişamla raks ediyor rüzgarlarda…
Modern çağın ve kirlenmiş siyaset sokaklarının içinden çık.
Doğan güneşe doğru yürümeye başla…
Yollarda hepimizi güzel hikayeler bekliyor.

YAZARLAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İsim *

E-Posta *

İnternet Sitesi

Yorum