GÜNDEM

EDEBİYAT

Muhammed Sadık Efendinin Risâle-i Mahbûb adlı eseri, Yusuf Turan Günaydın tarafından “Nefsin Şehirleri” adıyla okura sunuldu. Kitapta hem orjinal metin hem de günümüz dili verilerek okura büyük bir kolaylık sunuluyor.

Kitapta, insanın hakikat yolculuğundaki şehirleri anlatılıyor.Şeyh Sadık Efendinin salikler için bir rehber olması niyetiyle yazdığı Risale-i Mahbub, konuyu son derece derli-toplu , teşhis ve intak sanatlarını kullanarak anlatan bir eserdir. Bu konu, nefsin şehirleri konusu, birçok tasavvuf kitabında bahisler halinde mevcutsa da müstakil bir risaleyle, kitapla işlenmesi açısından son derece kıymetlidir.

Sadık Efendi, meseleyi daha anlaşılır ve görünür kılabilmek için, emmareden mutmainneye kadar olan yolculuktan bir seferde kat edilmiş gibi bahsediyor. Risâle-i Mahbûb’da anlatılan aşamalar gerçekte bir ömür boyu gayretle geçilebilecek bir süreç. Bunları daha iyi anlatabilmek için teşhis ve intak sanatına da başvurulmuş, her nefis mertebesinde var olan akl-ı meâş, akl-ı meâd ve zor anlarda ortaya çıkan hidâyet gibi kavramları kişileştirilmiş. Nefsin mertebeleri de şehir nitelemesiyle anlatılmış. Şeyh Sadık Efendinin emmare, levvame, mülhime ve mutmainne makamlarını iç içe birer şehre benzetmesi esasında yüzyıllardır süregelen bir eğitim usulünün yansıması. Çünkü kendisinden önce yola girenler de aynı şehirlerde gezip dolaşmışlar, kendileri için takdir edildiği kadar bu şehirlerde konaklamışlar.

Hangi milletten, hangi renkten, hangi dilden olursa olsun tasavvuf yoluna adım atan herkesin gördüğü rüyalar birbirine o kadar benzemektedir ki sbu hallerin evrensel haller olduğu dahi söylenebilir. Seyr-ü süluke başlayan bir talibin rüyasında gezip dolaştığı şehirleri,buralarda gördüklerini anlattığında mürşidi onun hangi nefs mertebesinde bulunduğunu ve o mertebede ne kadar ilerleyip ne kadar gerilediğini hemen anlar. Çünkü zamanında kendisi de aynı evrelerden geçmiştir.

Tasavvvuf yolundaki seyr-ü sülukte levvame şehri bir geçiş dönemini temsil eder. Tevbe ederek yola giren bir derviş, günahlarından, yaramaz fiillerinden hemen kurtulamaz. Onları işlememek için söz vermiştir. Fakat kendini ne kadar zorlarsa zorlasın, tekrar işleyecek, tevbe edecek, tekrar işleyecektir.

Bu savaş böyle devam edecek nefsin şehirleri geçildikçe derviş eninde sonunda mülhime şehrine ulaşacaktır.

Seyr-ü süluk emmare, levvame, mülhime ve mutmainne şehirlerine doğru çıkılan bir yolculuktur. Üveysimeşrep olmayanların bu şehirlerde bir müddet konaklamadan diğerine varabilmesi mümkün değildir. Sufilik yoluna adım atan kimselerin çoğu bu yollardan geçmiştir.

Sadık Efendinin vurguladığı üzere ulaşanlardan çok daha fazlasının ayaklarının kaydığı da bir geçrektir. Bu yolculukta ayakların en çok kaydığı makam mülhime makamıdır.

Muhammed Sadık Efendi, Nefs-i Emmare Şehrini şöyle niteliyor: “Yokluk çölünde bir büyük şehre uğradım ki enlem ve boylamına göz erişemez. Bu şehrin binaları Şeddâd isimli kralın kurduğu yüksek binalar gibidir; malları zenginliğiyle ünlü Kârûn’un benine benzer ve içindeki canlılar öyle çok ki hesap olunamaz. Seyredip hayrette hayran oldum ve bir miktar orada konakladım. Şehrin ortasında oldukça büyük bir diğer şehrin kalesi vardı ki duvarları adeta Ay’a yükseliyordu. Fakat sur dışında bulunan şehirde bir zulmet gözlemledim ki hiçbir zulmete benzemez. Bildim ki bu şehre ezelden beri hakikat güneşinden bir ışıltı bile düşmemiş ve düşmez. Bu şehrin ahalisinin gönülleri karanlıklar yurdundandır ve yaratılışları köpek gibidir; bir lokma için birbirlerini yırtarlar. Azıcık bir bahaneyle birbirlerine hırlarlar. Şehvet ve öfkelerine yenilmişlerdir. Cehennemlik huyları/kızgın mizaçları baskın olduğu için hemen birbirlerini öldürürler.”

Yola girenlerin ise öncelikle sağlam bir mürşide, aynı zamanda büyük bir kalp uyanıklığına ve Allah’ın hidayetine ihtiyaçları olacaktır.

Bu önemli çalışmayı Büyüyenay Yayınevi (0 212 53 18 11) okura kazandırmış.

 

Tweetle

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İsim *

E-Posta *

İnternet Sitesi

Yorum