GÜNDEM

...

TÜM YAZARLAR

Erol Yılmaz > Böyle Hastalık Dostlar Başına

Tweetle

Böyle Hastalık Dostlar Başına

“İnsan dostu için hastalık diler mi” dediğinizi duyar gibiyim. Elbette dilemez. Bizim dilediğimiz de, bildiğiniz anlamda bir hastalık değil zaten. Yani hem hastalık hem değil. Arada bir durum…

En iyisi açıklamayı, gerçek bir “kitap hastası” olan Ali Emîrî’yi (ilk kez mi duydunuz bu ismi yoksa) çok yönlü olarak anlatan “Ali Emîrî Efendi” adlı eserin sahibi olan Dr. Muhtar Tevfikoğlu yapsın, altın sözleriyle…

Bibliyomani denilen kitap hastalığı (aşırı derecede kitap düşkünlüğü, kitap tutkunluğu da diyebilirsiniz), hiç şüphesiz hastalıkların en güzelidir. Bu da bir hastalık ama tıp literatüründeki hastalıkların, sendromların hiçbirine benzemez; dünyanın en iyi, en faydalı hastalığı”…

Kitap düşkünlüğü, kitap tutkunluğu…

Kendilerini bu kavramlarla tanımlayan ve bu hâl üzerine bulunanların, sayıları giderek artsa da, halen toplumumuzun küçük bir kesimini oluşturduğunu biliyoruz. Sokağın dili de söylüyor bu acı gerçeği, bilimin rakamlarla örülü dili de…

Kitap en iyi arkadaştır” ve “en iyi hediye kitaptır” söylemleri, söylemden öteye çok fazla gidemiyor yazık ki, dar bir çevre dışında.

Bir sinema bileti ile kitabı yan yana koyduğunuzda ya da bir tişört ve kitap seçimini istediğinizde, gözün de gönlün de kitaptan yana dönmediğini üzülerek görüyoruz. Öyle olduğu içindir ki, uzmanlar, çocuklara ve gençlere okuma alışkanlığı ve kitap sevgisi kazandırılmak isteniyorsa, sürekli olarak kitap hediye edilmemesini ve eğer edilmek isteniyorsa da, kitabın daha çok tercih edilecek hediyelerin yanında ikinci bir hediye olarak verilmesini öneriyor.

Ya büyükler… Makam sahipleri… Onlar ne yapıyor dersiniz, kendilerine, bir kısmı prestij yayın olan kitaplar hediye edildiğinde?

İstisna kavramını yaşatmak isteyenler dışında, kahir ekseriyet (ezici çoğunluk) bu kitaplardan bir an önce kurtulabilmek için “acil koduyla” arayışa geçiyor, alarma geçiriyor sosyal çevresini…

Varsa görev yaptığı kurumun kütüphanesi, tanıdık bir kütüphaneci ya da kitap tozlarıyla yaşamaktan zevk alan uzak-yakın kitap aşığı, okuma sevdalıları… Seçenekler ayrıntılı bir biçimde inceleniyor ve nihayet kitaplardan kurtulmak mümkün oluyor. Bu durumun sağlamasını yapmak isteyenler, atık kağıt depolarını ve daha temiz bir ortam olan sahaflar ile ikinci el kitap satan kitapçıları ziyaret edebilirler.

Verilen ödevler ve sınav kazanma maratonları nedeniyle, daha ilköğretimin ilk kademesinde -ders kitabı bile olsa- kitaptan bıkan çocukların, o dönemde değilse de, orta kademe ve lise sonrasında düzenledikleri kitap yakma törenlerini gördü bu coğrafya.

Kime kızmalı, kime ne demeli bu durum karşısında? Yarış atına çevrilmiş, okumanın ve sınav odaklı değil “gerçekten bilme”nin hazzından uzak düşürülmüş çocuklara ve gençlere mi, yoksa yüz yaşına yaklaşmış bir devletin eğitim sisteminde kitap sevgisi verecek ve okuma alışkanlığı kazandıracak düzenlemeyi becerememiş gri suratlı sisteme mi? (Oyumun ikinci gruptan yana olduğunu peşinen ifade edeyim…)

Sözü eğip bükmeden, durumun bu olduğunu kabul edip, önümüze koyduğumuz şapkamızın nezaretinde, kültürel kodlarımızı hatırlayarak, düştüğümüz yerden kalkmalı ve yitiğimizi yeniden bulmalıyız.

Nereden nereye geldiğimize, çok kıymetli bir kitap (Batı Notları/ Nuri Pakdil) örneğinde bakalım… Kitap ilk kez 1972 yılında 5000 adet basılmış. 1980 yılında yapılan ikinci basımın baskı adedi 3000… 1997 yılındaki üçüncü basım ile 2010 yılında yapılan dördüncü basımın baskı adetleri ise aynı ve ne yazık ki, 2000.

Siz bakmayın yazık ki dememe… Pakdil üstadın eseri yine de şan/s/lılar sınıfından. Bugün birçok kitap 1000 basarsa, yazar da yayıncı da öpüp başlarına koyuyor. Elbette 20-30 bin basan pazarlama projesi “şeyleri” bu yazı kapsamında anmıyorum bile…

Yukarıdaki azalan baskı adetlerine, ülkenin artan nüfusuna ilişkin rakamları ilâve edelim. 1970; 35.605.176… 1980; 44.736.957… 1990; 56.473.035… 2000; 67.803.927… 2010; 73.722.988… Ve 2013; 76.667.864…

Ve bu iki grup rakamı birlikte okuyalım… Çok şey söylediğini birlikte görelim…  Özeti; artan nüfusa karşılık, azalan baskı adetleri…

Geliniz çareyi de, yazımıza sözleriyle başladığımız Dr. Muhtar Tevfikoğlu’ndan dinleyelim…

Âmili ne ise, yeni nesilleri onunla (kitap hastalığı – E.Y.) enfekte etmeliyiz. Çünkü millî kültürümüzün gönüllü muhafızları, ilim, sanat ve edebiyatımızın gayretli araştırıcıları, medeniyetimizin hakikî şahitleri, geçmişte olduğu gibi, bugün de yarın da hep o hastalığa tutulanlar arasından çıkacak.

Evet, bu hastalığın sebebi (âmil) her ne ise; yeni doğan bebekleri, çocukları, yeni yetmeleri, gençleri ve dahi yaşlılarıyla birlikte, topyekun olarak milletimize enjekte etmeli ve koruma altına almalıyız aziz milletimizi.

Cahillik gribine karşı… Görgüsüzlük illetine karşı… Şuursuzluk belasına karşı…

YAZARLAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İsim *

E-Posta *

İnternet Sitesi

Yorum