GÜNDEM

...

TÜM YAZARLAR

Gökhan Ergür > Galip'tir Bu Yolda Mağlup

Tweetle

Galip'tir Bu Yolda Mağlup

Pencereye büyük bir sakinlikle dokunan kar tanelerini izliyoruz şimdi. Aceleci çay kaşıkları, ateşli futbol tartışmaları, kravatlı TRT spikeri, sahte okeyler ve kafesteki keklikler sessizliğe büründü. Arada sadece sobanın alevi homurdanıyor ve bir de ocakta kaynayan demlik. Her şey sussa da ateşin yaktıkları susmuyor demek ki.

Kimse uyanmak istemiyor beyaz dokusundan bu saf rüyanın, öylece susup hayretle, şehre çöken rahmetin ve dağılmış içlerimizin hesabını tutuyoruz. Kış, bizlere sadece sessizliği değil, sessizliğin doğurduğu yaraları sarmayı da öğretiyor.

Hayatında hiç at yarışı oynamamış ama her gün at yarışı bültenlerini büyük bir titizlikle okuyan Boyacı Kirkor’un cebinden düşen demir paranın çıkarttığı sesle uyandı herkes. Para aheste aheste yuvarlandı ve Galip’in tekerlekli sandalyesine çarpıp devrildi. ‘’Tura’’ diye sevinçle bağırdı Galip. ‘’Eğer tura gelirse bugün akşama kadar kesinlikle iyi bir haber alacağım diye düşünmüştüm’’ dedi mahcup bir tonda. Dünyanın kara yazı’sından sıkılmış olanların artık tura’yı beklediğini iyi biliyorduk oysa.

Kalıba vursan en az üç adam eder Galip,  gözlerine baksanız gözlerinin siyahına şaşırır, kalbini açsanız bu kadar acıyla hâlâ nasıl yaşadığını anlayamazsınız. ‘’Ana baba sesi duymadım ömrü hayatım boyunca’’ der sürekli, henüz iki yaşında bir trafik kazasında kaybeder anne, baba ve bir de ağabeyini ama kendisi sağ çıkar araçtan, daha görecek çok günü vardır belli ki.

Eş, dost, akraba el uzatmayınca devlet ana merhametini gösterir ve Galip’in elinden tutup yetiştirir, okutup büyütür. Bir yerden sonra okumaya değil de ticarete gönlü kayınca ticaret macerası başlar Galip’in. Hayatı yerinde gördüğü ve deneyimlediği için fazla zorluk çekmez ticarette. Kaderin de yardımıyla küçük bir ticarethane açar, arabasını, evini alır ve nihayetinde bir yuva kurup iki tane de dünyalar tatlısı evlada kavuşur.

Gel zaman git zaman işleri biraz daha büyütmek için bir hemşerisiyle ortak iş yapmaya karar verir. Bizim Galip temiz Anadolu çocuğu, güvenir hemen karşı tarafa ve elde avuçta ne varsa kaptırır. Çıkmak isterken iyice batar, büyük borçların altından kalkabilmek için Bismillah deyip başlar yeniden. Bir tekstil fabrikasında vardiyalı olarak çalışan Galip gece vakti evine dönerken sarhoş bir sürücünün kurbanı olur. Öldü, ölecek derken yeniden gözlerini açar dünyaya ama artık üzerinde duracağı iki bacağı yoktur. Demin de söyledik ya, dünyada görecek günü çoktur.

İki çocuğu, hanımı ve bitmek bilmeyen borçlarıyla dünyanın ortasına paslı bir çivi gibi çakılıp kalır Galip. Elde avuçta yok, borç gırtlakta, çocuklar okula başlamış, para suyunu çekince akrabalar, dostlar kenara çekilmiş. ''Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır, bir umut yeniden başlayıp kafa üstü çakılanların da'' deyip yeniden başlar çalışmaya. Önce ikinci el bir akülü sandalye alır, adını Nazlı koyar, çünkü bazen nazlanır, çalışmaz, taa ki tatlı tatlı konuşup ikna edene kadar. Önüne de marangozdan ufak bir tezgah kestirir; üzerine selpak, kalem, ciklet, plastik tarak, tespih koyup Ömer Hayyam otobüs durağında satmaya başlar. Hareketsiz durduğu için ne kadar kalın giyerse giysin yine de üşür, ısınmak için Nazlı’sıyla beraber işte bu kahveye gelir.

Üç günlük dünya tecrübemde şunu gördüm ki bazı hayatlar hakikaten dikiş tutmuyor. Ne kadar mücadele edersen et, hayat rahat bir nefes almana müsaade etmiyor.

Yağmurlu bir nisan gecesi Galip eve döndüğünde okuldan dönmüş kızlarını çekyat üzerinde uyuyakalmış buluyor, evi arayıp tarıyor fakat eşi yok, telefonu da kapalı. Aynanın önünde bir mektup gözüne ilişiyor, beş kelimelik: ‘’Beni sakın arama Galip, bitti’’. Sonraları karşı komşudan öğreniyoruz ki Sevda Abla çocuklarına ‘’yarım saate’’ dönerim deyip elinde bavuluyla Edirne plakalı kırmızı bir arabaya binip gitmiş. Gidiş o gidiş. Galip’i üzgün gördüğümüz zamanlar: ‘’Hadi Ağabey, gidelim Edirne’ye bulalım Sevda Abla’yı, kimin hakkı neyse onu verelim, bir canımız var zaten’’ dedik birkaç kere ama her seferinde ‘’biraz gururlu olun’’ diyerek tersledi bizi.  Zor zamanlarda nefsin değil izzetinefsin kalesine sığınmalı insan. Yokluk, zorluk elbet geçer, unutulur. Fakat o günlerde takındığımız tavır ömür boyu bizimle anılır.

İki çocuk, bir akülü araba ve bitmeyen talihsizliğiyle garip bir Galip işte karşınızda. Simsiyah yaşlı gözleriyle gözlerinizin içine mırıldanıyor: ‘’Eşim bizi bırakıp gittiğinden beri neler çekiyorum bir ben bir Allah bilir. Kapılara sığmayan aslan Galip’i budayıp bir tekerlekli sandalyenin üzerine attılar, kader deyip yumdum gözümü. Namusumla çalıştım, çocuklarımı okuttum. Bazı geceler yorganı ısırıp hüngür hüngür ağladım ‘’Allah’ım al artık canımı’’ diye. Ama sonra pişman oldum, ben de gidersem bu yavrucakların hali ne olur diye düşündüm. Onların varlığı güç oldu bana. Ekmeğimin peşinden, iki ayağı olan adamlardan bile daha fazla koştum. Bileklerimdeki güç bazen tükendi, kollarım titredi ama yine de çalıştım. Askerdeyken yemek pişirmeyi öğrenmiştim, e biraz da temizlik biliyordum, sürüne sürüne çekip çevirdim evi. Yemeği, temizliği, bulaşığı, bayramı, seyranı hepsi benim elime baktı. Anasız kız çocuğu büyümez derler, ben büyüttüm. Hayatta ne gördüysem kızlarımı akşamları karşıma oturtup bir bir anlattım. Şükür hepsini dinlediler, beni hiç utandırmadılar. Ama birkaç kere istemeden de olsa üzdüler. Bir keresinde ufaklık ‘’baba sen veli toplantılarına gelmesen’’ dedi, niye kızım diye sorunca da ‘’oradaki sıralara sen oturamazsın, sana gülerler’’ dedi, içim ezildi. Bir de büyüğü bu yıl mezun oluyor üniversiteden. Bir gönül davası var, çocuk istemeye gelmek istiyor ama bizimki olmaz bu iş diyor, evimizden, imkanlarımızdan, bir de sanırım bu halimden çekiniyor. Allah’tan çocuk sağlam delikanlı çıktı da ikna etti kızı, gelip elimizi öptü, nasipse düğünü de yaza.

Ben de isterdim elbet annemi, babamı tanıyayım, bileyim, ellerinden tutup gezeyim ama olmadı. Dedim ki vardır bir hayır, ben yaşayamadım ama evlatlarıma yaşatırım ama yine olmadı. Eşim, işim, sağlığım, param ne varsa gitti. O güzel hayallerimi yaşayamadım, hep savaştım. Sakın yanlış anlamayın, şükürsüzlük yapmıyorum tabii ki de, sadece nasıl desem, biraz kırgınım, hatta çok kırgınım, herkese ve her şeye.’’

Derken kahvenin kapısı hızlıca açıldı ve Bitirim Halil siyah beyaz beresini hızlıca çıkartıp Galip’in yanına koştu: ‘’Galip Abi, Sevda Abla geldi, sizi sordu, ben de koştum buraya geldim, sana haber vermeye’’.

Galip’in gözleri ışıldadı ve ‘’Tura’’ diye bağırdı birden.

Evet Galip tura, hep kara yazı değil ya, biraz da tura.

YAZARLAR

Adem Varlı

Çok duygulu ve mahcup bir hikaye gönlüne sağlıklı hocam

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İsim *

E-Posta *

İnternet Sitesi

Yorum