GÜNDEM

...

TÜM YAZARLAR

Gökhan Ergür > Senin Çoban Yıldızın Kim?

Tweetle

Senin Çoban Yıldızın Kim?

Rivayet odur ki; vakitlerden bir vakit Halep şehrinden Sivas’a yük taşıyan bir kervan yola koyulur fakat türlü aksaklıklardan dolayı kervan aylarca yollarda kalır. Kervancılar ocaklarını, çocuklarını, eşlerini özler, hasretlik burunlarında tüter. Özlemekten ve yorgunluktan bitap düşen kervancılar nihayetinde karlı bir kış günü Sivas’la Kayseri arasında virane bir Selçuk hanına kendilerini zor atarlar ama hiçbirini uyku tutmaz, yattıkları yerde dönüp dururlar. Hele içlerinden biri var ki, en deli dolu olanı, kara yağız Veysel’i hiç uyku tutmaz. Bir an önce nişanlısına, ömrünün tek manasına dönebilmek için vaktin dolmasını bekler. Veysel’in gözü gökyüzündedir ve kar fırtınası giderek şiddetlenir.

Gün ışımadan hemen önce, doğuda, güneşin arz-ı endam edeceği noktada bir yıldız doğar ve bu kervancıların yola çıkması için bir işarettir; gecenin korkutucu karanlığı bitmiş gündüzün şefkatli saatleri başlıyor demektir.  Veysel heyecanla kervancıları uyandırır, yıldızın parladığını ve artık yola koyulmaları gerektiğini haykırır. Kervan yola koyulur ve fırtına iyice bastırır, aradan saatler geçer, gün doğmaz. Tecrübeli kervancılar durumu anlayıp ‘dönelim’ dese de ailelerini ve sevdiklerini özleyenler dönmeyi kabul etmez ‘’Biz uykuluyuz da onun için zaman bize çok uzun geliyor. Nasılsa biraz sonra gün doğacak’’ deyip yollarına devam ederler.

Bahar gelir, toprak kabarır, çimenler yeşerir, kar erir. Banaz Yaylası civarında; atı, eşeği, katırı, develeri, insanları ile üst üste yığılmış bir kervan görülür, beş yüz metre ileride de atının dizginlerine sıkı sıkı sarılmış ayrı bir ceset. Veysel’dir bu, sevdiğine at üstünde uçarcasına giderken kar fırtınasında boğulup ölen Veysel. Yıldızları karıştırmıştır o günkü heyecandan, Çoban Yıldızıyla kutup yıldızını ayırt edememiş ve bir kervan kırılıp gitmiştir.

Bu acı olayın ardından yöre ozanları Bir Yıldız Doğdu Nur İle türküsünü yakarlar:  ‘’Niye doğdun sarı yıldız, mavi yıldız / Aman aman evler yıkan yıldız / Evler yıkan beller büken / Kanım döken, kervan kıran / Dön dön yâre doğru dön’’

Veysel’in görmeyi umut ettiği yıldız aslında Venüs gezegenidir. İsmini Yunan güzellik tanrıçası Afrodit’ten alır, çünkü doğduğunda gökyüzünün en parlak cismi o olur. Fakat halk arasında Çoban Yıldızı olarak bilinir ve günde iki kere görünür. Saat henüz icat edilmemişken, çobanlar güneş doğmadan önce gökyüzünde Çoban Yıldızını görüp sürüyü yaylaya çıkartır, akşam güneş batmadan önce yine Çoban Yıldızı doğar ve çobanlar eve dönme vakti geldiğini anlar.

Çoban Yıldızı âşıkların yıldızıdır. Uykusuz geçen gecelerde, gökyüzünde yârin yüzü diye izlenen yıldızdır. Yolunu, yönünü, zamanını, hareketini, yola çıkmanı, yoldan dönmeni belirleyen yıldızdır. Çoban Yıldızı beklenendir. Karanlık geceyi aydınlatan, sabrın sonunda elbet doğan, herkesten daha parlak, herkesten daha farklı ve hep aynı sevinçle karşılanandır. Çoban Yıldızı umutsuz aşıkların yıldızıdır. Olanca güzelliğiyle hep oradadır ama asla kavuşulmayandır, acısı hep karanlıkta kalandır. Çoban Yıldızı (Venüs gezegeni) dünyaya en yakın konumda iken dünyaya dönük kısmı tamamen karanlıktır. Aydınlık kısmı bize tamamen dönükken ise dünyaya en uzak konumdadır. Dedik ya Çoban Yıldızı umutsuz aşkların yıldızıdır.

Evvel baharda kuzey yarım kürenin en parlak yıldızlarından biridir ve gökyüzünde görünür görmez kendini izletir. Çulpan, Zühre, Kervankıran, Kervan Yıldızı, Venüs Yıldızı olarak da bilinir. Her birinin ayrı ayrı hikâyesi, türküsü, şarkısı vardır. İsterim ki âşık olmuş herkes Çoban Yıldızını bilsin, ona yakılmış şarkıları türküleri dinlesin. Misal; Musa Eroğlu’nun: ‘’ Yönümü kaybettim arar dururum / Bir umudum sende Çoban Yıldızı / Geceyi gündüze sarar dururum / Bir umudum sende Çoban Yıldızı’’ sözleriyle yön arayıp Âşık Veysel’in: ‘’Soramadım bir çift sözü / Ay mıydı gün müydü yüzü / Sandım ki Zühre yıldızı / Şavkı beni yaktı geçti’’ deyişiyle mahcup olsun, Teoman’ın: ‘’Hadi al götür beni hâlâ benimmişler gibi / Evime yurduma / Taze meyve tatları yağmurlarında / Çoban Yıldızı... / Sen benle kal, Çoban Yıldızı / Zamanın varsa, biraz daha’’ sözleriyle uzaklığın çaresizliğini hissedip Barış Manço’nun 1979 tarihli Yeni Bir Gün albümündeki enstrümantal Çoban Yıldızı ezgisiyle kendine dönsün.

***

İnsan yolsuz ve yönsüz doğar. Bu, insanın en büyük avantajıdır belki de. Çünkü habersiz ve bilgisiz olduğu şeylerden hesaba çekilmez. Zaman geçer, insan öğrenir. Gidilecek yollar, tercihler, haritalar, pusulalar keşfeder ve o zayıf ayaklar güçlenerek bizi bir yerlere sürükler. İnsan sürüklendikçe öğrenir, öğrendikçe bilginin yükü ve hesabı ağırlaşır. Yaş aldıkça tecrübe dediğimiz yükler biner omuzlarımıza ve tecrübe dediğimiz yükler hayatın kalbimizde açtığı yara kayıtlarıdır aslında. Yara aldıkça, yaralandıkça ve yaraladıkça tecrübe sahibi olur, yaşadığımıza dair iyi ya da kötü şahitler biriktiririz. Yolun sonunda nasıl bir hayat sürdüğümüzü gösterecek en net deliller işte bu şahitler ve şahitlikler olacaktır.

Şu ihtimali atlıyoruz sanırım; iyiler de aslında kötüdür, kötü kararlar alır ve bazen de kötülüğe karışır. Her iyinin ardından ‘iyi’ diyemeyebiliriz mesela ve her iyi peşinde iyi şahitlikler bırakmayabilir. Tertemiz kalbiyle ve saf niyetiyle karanlık yollarda kaybolmuş, geri dönüşü olmayan seferlerin yolcusu olmuş nice iyiler yatar insanlık tarihinde. Tarkovsky’nin Nostalghia’sından bir kesit: Bir adam, balçık havuzuna batan bir başka adamı kurtarır. Bu arada kendi hayatını tehlikeye atar. Şimdi ikisi de havuzun kenarında uzanmaktadırlar, nefes nefese tükenmiş. Kurtarılan adam der ki: “Ahmak bunu neden yaptın? Ben zaten orada yaşıyorum.’’

Fakat her şeye rağmen Çoban Yıldızı talihsiz ömürlerimize ışık olur, dünyaya tahammülümüzü arttırır, dayanma gücü verir, savaşlarda tek kalmamızı engeller, tüm olmazların çaresidir, mümkünüdür, zamanı ve mekanı sonsuz kılarak kendine yani bir kalbe dönüştürür.

Çoban Yıldızı seni kendine dönüştürür. Neyi takip edersen o sensin, kimi seversen onun meşrebindensin, onun mahallesine girersin, onun gözleriyle dünyayı izler, en çok onun güldüğüne gülersin. Hep güldürmez ya, bazen de ağlatır, hatta çok ağlatır. Ulaşamaz, kavuşamaz, göremezsin. İstersin ki vuslat olmasa bile o hep orada ışıl ışıl gökyüzünde parlayıp dursun. Ama bazen tüm nuru, tüm ışığı bir anda kaybolur gider, gecelerce dönüşünü uykusuz bekler, yıllarca haber alamadan öylece yaşayıp gidersin. Öylece yaşayıp gidenlere şifa olmayacak biliyorum ama en azından deneyeceğim, Bilge Karasu’dan: ‘’Ölüleri taşımak kolay değildir; hele öldüğünü fark etmeden, diri diye birini yıllar yılı gönlünde taşımak... Pis iş.’’

Unutmamak gerekir ki aşk sadece bir güzeli sevmek değildir. Sevgi tek başına hiçbir şey ifade etmez, onu destekleyen farklı beceriler de gereklidir. Sevdiğine karşı alçakgönüllülük, cesaret, bilgi, ilgi, merak ve inanç yoksa o sevgi yarım kalır. Aşkın şiddetiyle  bir müddet sürüklenir ve en nihayetinde sarsıcı bir sonla noktalanır. Kendimize rehber bildiğimiz yıldıza bakarken bu becerileri her daim akılda tutmak ve kendimizi hesaba çekmek gerekir.

Dünya karanlık dipsiz bir kuyu, insan rotasını kaybetmiş garip bir yolcu. Önümüzü görmek, yönümüzü bulmak için çırpınıp dururuz. Şanslıysak eğer bir Çoban Yıldızı bulup yıllar yılı onu takip eder, uzaklığıyla ya da sıcaklığıyla avunup dururuz.

Geldik ve gidiyoruz. Şimdi düşün; şu garipler dünyasında senin Çoban Yıldızın kim ve onun için neler feda ettin?

YAZARLAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İsim *

E-Posta *

İnternet Sitesi

Yorum