GÜNDEM

...

TÜM YAZARLAR

Hüsrev Hatemi > Saçlarına Bağlanalı Ey Peri

Tweetle

Saçlarına Bağlanalı Ey Peri

Radyo devriydi. 1950’li yıllar. 1956’da Tıp Fakültesi yıllarım başladığında, sınıfta tanıştığım Iraklı arkadaş, şaşırarak “Ben sizde TV olmadığını bilmiyordum, öyle iyi şey ki televizyon… Paris’te bir hâdise mi olmuş, haberle birlikte Paris’i de görüyorsun. Böylece halkın bilgisi de artıyor. Görerek bilgilenmek başka şey” demişti. O güne kadar ben televizyonu sinema gibi sayardım. “Ara sıra sinemaya gidiyorum ya, ev içinde olmasa da olur” diye düşünürdüm. O günden sonra televizyonu halkımızın eğitim seviyesini yükseltecek bir araç gibi özlemeye başladım. Sonra 15-20 yıl geçti ve televizyon evlerimize girdi. Şimdi belki bizim ve Irak halkının eğitim sevgisi yüksek fakat huzur, o yıllardaki kadar değil çok düşük seviyelerde. Dünya’nın tadı kaçtı. O arkadaşın geldiği Musul şehri de harap gibi.

Hüzün çok koyulaşmadan, ben yine radyo devrine döneyim. Radyolardan bir Rahmi Bey şarkısı duyulurdu:
Saçlarına bağlanalı Ey Peri
Oldu dil envâ-ı cünun meşheri
Hasret-i çeşm-i siyehinle gönül
Mâtem içinde görüyor her yeri.

“Ey Peri senin saçlarına bağlanalı gönlüm türlü çılgınlığın sergilendiği yer oldu, senin kara gözünün özlemiyle gönlüm her yeri yas içinde görüyor.” diyordu bu Nihavend beste.

“Oldu dil enva-ı cünun meşheri.” Şimdi de o zaman da “meşher”, mahşer kelimesini çağrıştırırdı. Bu bir ses benzerliğinden ibaretti. Çünkü meşher kelimesinde “ş” harfi “h”nin önünde idi.

Mahşer kelimesinde “h”, “ş” den önce geliyordu. Mahşer; insanların kıyamet günü haşr olması, bir araya gelmesi demekti. Meşher ise teşhir, yani göstermek, sergilemek, exposition demekti. Bu şarkı çılgınlıkların sergi yeri olan bir gönlü anlatıyordu. Kıyameti değil. Mehşer kelimesi, bir de yazılı veya sesli reklamlarda “Cemâli saat meşheri” sözüyle kulaklarımızda çınlardı. Sanıyorum 1960’lı yıllardı. 1930-1960 yılları arasındaki İstanbullular, kol saati almak için genellikle Sultanhamam veya Sirkeci semtlerine giderken, 27 Mayıstan sonra saatçilik de Beyoğlu veya Taksim’e doğru kayma eğilimi göstermişti. Yanlış hatırlamıyorsam, Cemâli Bey’in “meşheri=sergisi” The Marmara Oteli’nin bulunduğu yere çok yakındı. Niye kesin hatırlamadığıma gelince, sebebi şu: 1980’li yılların ikinci yarısında ancak AVM dönemi başlar gibi oldu. O yıllara kadar halkımızda ve bende “alamıyacağım şeye niye bakayım, mahcup olurum” düşüncesi vardı. Bu bakımdan kolumda Sultanhamam’dan alınmış bir Nacar kol saati var iken, saat meşherine giremezdim. AVM’ler yaygınlaşınca milletimizde “bakmak için uğramak normaldir” anlayışı da yerleşti, ben de tamamen değilse de az çok cesaretli vatan evlatları arasına katıldım. Cemali Bey’in saat meşherine hiç uğrayamayışımın sebebi budur. Arz ve rica ederim.

YAZARLAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İsim *

E-Posta *

İnternet Sitesi

Yorum